Sıra gecesi, Şanlıurfa’nın en köklü geleneklerinden biridir ve kendi içinde çok ciddi bir “edep–görgü sistemi” barındırır. Sıra gecesi sadece saz çalınıp türkü söylenen bir eğlence değil; saygı, ahlak, kardeşlik, düzen, terbiye ve meclis adabının yaşatıldığı bir kültürdür.
Bu yazıda klasik bir Urfa sıra gecesinin adabını, kurallarını ve gece boyunca davranış biçimlerini bulacaksınız.
Sıra gecesinde her zaman “yol” vardır. En yaşlı, en saygı duyulan kişi odanın en başına, yani “yol başına” oturur. Gençler ve misafirler buna göre yerleşir.
Ev sahibi ise **her zaman en mütevazı köşeye**, kapıya yakın bir yere oturur. Bu alçak gönüllülüğün sembolüdür.
Gelen herkes odaya selam vererek girer. Meclis, büyüklerin duası veya kısa bir güzel söz ile açılır.
Sıra gecesinde herkes edepli oturur:
Çünkü bu meclis hem sohbet hem terbiye yeridir.
Sıra gecesinde herkes kafasına göre konuşmaz. Mecliste söz, büyüğün uygun görmesiyle kişiden kişiye geçer. Her konu derinlik ve saygıyla ele alınır.
Saz (bağlama, ud, cümbüş, keman) sessizce hazırlanır. Sazı eline alan kişi:
Hiçbir zaman direkt hareketli türkülere girilmez. Sıra gecesi önce “ağır ve edepli” başlar.
Sıra gecesinde isteyen istediği türküyü söylemez. Bunun da adabı vardır:
Ayrıca: “Sevdiğim var, ona gelsin.” gibi kişisel istekler söylenmez.
Çiğköfte yoğrulacaksa bu görev en usta kişiye aittir. Ustalık, yıllar süren meclis tecrübesi ile elde edilir.
Çiğ köfte yoğurulurken sessizliğe dikkat edilir, bu sırada genelde hoyratlar okunur.
Meclise gelen misafir ev sahibinden daha değerli sayılır. İkramlar önce misafire uzatılır. Sıra gecesi ilke olarak: “Misafirsiz meclis eksiktir.” der.
Sıra gecesinde tartışma çıkaracak hiçbir konu açılmaz. Bu meclis:
Gecenin sonunda büyüklerden biri kısa bir dua eder ve meclis dağılır. Kimse yüksek sesle çıkış yapmaz.
Eski bir Urfalı aşığın gençlere söylediği ilk sıra gecesi nasihati şöyledir:
“Meclisin ölçüsü edep, sazın sesi terbiyedir. Sözün yerini bilmeyen mecliste yer bulamaz.”