Sıra gecesi, Şanlıurfa’nın asırlardır yaşattığı en köklü geleneklerden biridir. Kesin bir “ilk çıkış yılı” bulunmasa da, kaynaklar bu geleneğin en az 150–200 yıldır, yani geç Osmanlı döneminden itibaren Urfa’da oturmuş bir yapıya sahip olduğunu belirtir. Kökleri ise daha da eskiye, yârân meclisleri, oda toplantıları ve ahilik sohbetlerine dayanır.
Sıra gecesi, sadece bir eğlence değildir; dostluğun, dayanışmanın, sohbetin, terbiyenin, saygının ve kültürel aktarımın yapıldığı bir meclistir. Erkek arkadaş grupları, kış gecelerinde her hafta başka bir evde “sıra ile” toplanır, bu yüzden adı “sıra gecesi” olarak anılır.
Tarihteki ilk sıra gecesinde söylenen belirli bir türkü kayıtlara geçmemiştir. Ancak Urfa’daki tüm rivayetler, gecelerin daima ağır bir divan veya hoyrat ile başladığını söyler. Çünkü divan; meclisin ciddiyetini, saygısını ve kültürel derinliğini temsil eder.
Rivayetlere göre eski sıra gecelerinde ilk söylenen türküler şunlardır:
Kesin bir “ilk türkü” bilinmese de uzmanlar, sıra gecesinin ruhuna en çok divanlar, hoyratlar ve uzun havaların yakıştığını belirtir.
Sıra gecesi; yemek, müzik ve eğlenceden çok daha önce bir meclis adabıdır. Bu gecelerde:
Tarih boyunca bazı önemli kararların, hatta Müdafaa-i Hukuk gibi milli mücadeleye dair bazı toplantıların bile sıra gecelerinde yapıldığı rivayet edilir. Bu da geleneğin sosyal ve tarihi bir işlevi olduğunu gösterir.
Klasik bir sıra gecesinde akış şu şekildedir:
Sıra gecesi, Urfa toplumunda sadece bir eğlence değildir; kimlik, kültür, kardeşlik ve bir arada yaşama geleneğinin sembolüdür. Bugün sahnelerde icra edilse bile özündeki değerler aynıdır.
Soğuk bir Urfa kış gecesinde küçük bir odada sıra yavaşça dolar. Duvarda asılı sazlar, bakır siniler, közde demlenen çay… Oda sessizleşir. Usta bir âşık ağır bir divan tutturur. Ardından hoyratlar ve uzun havalar başlar. Belki de ilk sıra gecesinde söylenen türküler, bugün hâlâ dillerden düşmeyen aynı ezgilerdir.