Türküler, Anadolu insanının sevinci, acısı, kavgası, aşkı ve kaderiyle yoğrulmuş sözlü tarih belgeleridir. Urfa türkülerinin büyük kısmı, gerçek yaşanmış hikâyelere dayanır. Sıra gecelerinde okunan her türkü aslında bir insanın izini, bir aile dramını ya da bir aşkın sessiz feryadını taşır.
Bu sayfada en bilinen Urfa türkülerinin ardındaki gerçek hikâyeleri bulacaksınız.
Bu türkü, Urfa’nın gururunu, kimliğini ve yıllarca taşınan şehir sevgisini anlatır. Türkünün ortaya çıkışı 1900’lü yılların başlarına dayanır. Rivayete göre, bir Urfalı genç uzun yıllar gurbetten dönmüş, memleket hasretiyle yanarken sıralı evlerin avlusunda bu ezgi ilk kez mırıldanılır.
Aslında bir aşk türküsüdür. Urfa’da iki genç birbirlerini sever fakat aileler kavuşmalarına izin vermez. Genç kızın adı rivayete göre “Habbese”dir. Zamanla “Habbesi” söylemi halk ağzına dönüşmüş, genç delikanlı sevdiğine kavuşamayınca bu türkü ortaya çıkmıştır.
Sıra gecelerindeki çiğköfte kültürüyle doğrudan bağlantılıdır. Rivayetlere göre gecelerin en maharetli ustası, yoğururken bu türküyü mırıldanır. Mecliste o gece ne kadar huzur varsa, çiğköftenin lezzeti de o kadar güzel olurmuş.
Osmanlı döneminde askere giden Urfalı gençlerin ağıtlarından doğduğu söylenir. “Dumanlı dağlar” benzetmesi, hem Urfa’nın sislenen dağ siluetini hem de kavuşamayan aşıkların içindeki hüzün dumanını simgeler.
İki aşık arasındaki kavuşamama hikayesinden doğduğu bilinir. Erkeğin Hilvan’a zorunlu göç ettirilmesi ve sevdiğinden ayrılması üzerine yakılmıştır. Türkü bugün bile Urfa düğünlerinin ve sıra gecelerinin vazgeçilmezidir.
Sıra gecesi, türkünün sadece söylenip geçtiği bir ortam değildir. Her uzun hava, hoyrat ve divan; bir ders niteliğindedir. Gençler, türkülerle hayatın acı tatlı tüm yönlerini öğrenir:
Bu yüzden Urfa’da “Söz uçar, türkü kalır.” derler.
Urfa müziği; Arap, Kürt, Türk ve Fars kültürlerinin birleşimiyle oluşur. Bu nedenle makamlar çok zengindir:
Her makam farklı bir ruh hali anlatır ve sıra gecesinde belirli saatlerde okunur. Gece ilerledikçe makamlar ağırlaşır, duygular derinleşir.
Eski bir Urfa evinin avlusunda sıra kurulmuş, sazın teli usulca çekiliyor… Bir hoyrat ustası derin bir nefes alıp sessizliğe şöyle bırakıyor sözlerini:
“Garip kaldım gurbet elde…”
İşte türkülerin gerçek doğuşu böyle anlarda gizlidir.